"Sen, Türk müsün?"
Türkler'in, özgün tavır ve alışkanlıklarıyla ilgili, basında, her gün bir yazıya rastlarız. Bilâkis başkalarının açısından bakıldığında, son derece komik ve hattâ utandırıcı tavırlarımıza, tanık oluruz.

Ben de Almanya'da, benzeri özelliklerimize tanık oldum. Bugün üç örneğini, sizlere sunacağım.

****

1993 yılında, Bad Kreuznach'ta, bir bilardo turmuvasına katılmıştım. Turnuvadan, erken elenmiştim. Bonn'a geri dönmek için, tren istasyonuna gittim. Trenin kalkmasına, epey bir zamân vardı.

Her zamanki gibi, yanımda getirdiğim bir kitabı okuyordum.

Cânım, sigara içmek istedi. Cebimden, tütün paketimi çıkardım. Ama bir elimde kitap, diğer elimde de, tütün paketi olunca, sigara sarmak gü. oldu. Peki, elimdeki kitabı, ne yapmam gerekiyordu?

Ceketimin sağ cebine koydum ve sigara sarmaya başladım. Tam o ânda önümde, birisi peydâh oluverdi. "Hemşerim, Türk müsün?"

Şaşkınlıktan öylece durakaldım. Çünkü o âna kadar, benim, Türk olduğumu tahmin eden, birisine raslamamıştım. Herkes beni, İtalyan ya da İspanyol sanardı.

Ama bu kez, önümde bir adam duruyor ve son derece doğal bir tavırla, Türk olup-olmadığımı soruyor. Tedirgin bir tavırla, çevreme baktım. Kimsecikler yoktu. En yakındaki kişiler yaklaşık 20 metre ötedeydiler.

Demek ki bu kişi, benimle konuşuyordu.

"Kusura bakma," dedim, "Türk olduğumu, nasıl anladın?"

"Ancak bir Türk, ceketinin yan cebine, kitap koyar. Ordan anladım."

****

2005 yılında, Baden-Baden'e gitmek için, trenle yola çıktım. Kaiserslautern tren istasyonunda, aktarma yapmam gerekiyordu. Cânım, yine sigara içmek istedi. İstasyondaki, tütün tüketimi için, ayrılan bölüme geçtim.

Sigaramı sardım. Ama çakmak yok. Şöyle bir çevreme baktım. Biraz ötedeki bankta, sarılar sarısı, sarışın bir erkek oturuyordu. Hattâ kaşları bile sarışındı. Bildiğim en ünlü ve en pahâlı markalarla, kıyafetini donatmıştı. Kravatı bile, en az 100 Avro değerindeydi.

Gök mavisi gözleriyle, beni süzüyordu. Ben de, tebessümle ona yanıt verdim.

Türkçe olarak, “Çakmağınız var mı?” diye sordum.

Genç adam, şaşkınlığını gizlemeye çalıştı. Cebinden, bir çakmak aldı ve bana uzattı: “Buyrun.”

Sigaramı yaktıktan sonra, teşekkür ederek, çakmağı geri verdim.

Dahâ önce oturmakta olduğum banka, geri dönerken, bana seslendi: “Özür dilerim. Türk olduğumu, nerden anladınız?”

Onu tepeden aşağı süzdüm. Aynı tebessümü takındım: “Ancak bir Türk, takım elbiseye, beyaz çorap giyecek kadar, görgüsüz olur.”

Bu sözlerim üzerine, karşılıklı gülüştük.

Bir-kaç dakikalık sohbetten sonra, benim trenim geldi ve yolumu sürdürdüm.

****
2008 yılının bir yaz ayı idi. Akşamları, sokakta, bir saat gezinme alışkanlığı edinmiştim. Yine böyle bir gün idi. Dingin adımlarla ilerliyordum. Sokak pek sessizdi. Araba sesleri yoktu. Benden başka, sokakta, kimse yoktu. Hattâ kuşlar bile ötmüyordu. Tam bir sükûnet!

Arkamda, ayak sesleri duydum. Tahminimce, benim 50 ilâ 100 metre gerimden, birisi geliyordu. Bu ayak seslerini, çok iyi tanıyordum.

1970'li yılların filmleri, aklıma geldi. Orhan Gencebay, hüzünlü-hüzünlü sâhilde yürüyordu. Ağzında, yine hüzünlü bir şarkı.

O tür yürüyüş tarzına, biz, "Orhan Gencebay yürüyüşü" deriz. Öne atılan ayakkabının topuğu, toplam olarak, yere bırakılır. Adımların mesafesi, belirli bir hızla sıralanır. Sanki Orhan Gencebay, söylediği o hüzünlü şarkılara, yürüyüşü ile, âhenk verirdi.

Bu yürüyüş tarzı, yalnyzca ve yalnyzca Türkler'e mahsustur.

Bu biçimde yürüyenler, kesinlikle Türkiye'de yaşarlar. Uzun süre yurt dışında kalanlar, bu tarzı zamânla unuturlar.

Tekin olduğum, bir şey dahâ vardı: Arkamdan gelen kişi, kesinlikle, bıyıklı bir Anadolu çocuğu idi.

Ben, beklercesine, adımlarımı hep aynı hizâda bıraktım. Arkamdan gelen kişi, bana, her ân biraz dahâ yaklaşıyordu.

Benim, hemen arkama geldiği ân, hiç geriye dönmeden ve ona bakmadan sordum: "Ne zamândan beri Almanya'dasınız?"

"İki ay oldu," diye yanıt verdi.

İşte o ânda, biraz geriye dönerek onu gördüm. Hiç de yanılmamıştım. Bıyıklı bir çakma Orhan Gencebay! Hattâ giydiği pantolon bile, sanki 1970'li yıllardan kalmaydı.


Târih: 22.02.2010 | Tıklama: 180 | Bölüm: Yaşamımdan Kesitler



Bu bölümdeki tüm eklentilerim
- Memûre işte! (11.01.2018)
- O günâhin yüküyle, hâlâ kıvranıyorum! (28.05.2017)
- Benim, ilginç alk anlayısım (09.03.2017)
- "Sen, Türk müsün?" (22.02.2010)
- Aysun`la bir gece! (05.09.2005)
- Sevgili öğretmenlerim! (26.07.2005)



Öngörülen yazılarım
Dönemeç 1990
Türkiye'ye son olarak 1990 yılında gittim. Ve bir daha ayak basmamaya karar verdim. Sebeplerinin en önemli ögelerinden birini bilmek istemez misiniz?
 
 
2005 © Erol Sürül | erol-surul(at)alazli(dot)net
Ağbağımın, tüm hakları saklıdır.   |   Bu ağbağ, www.alazli.net olanaklarıyyla sağlanmıştır.
Impressum | Copyright | Telif   |   Ağbağ Yönelgesi
Güldürü  |  Ağ bağlantıları  |  Sözlüğüm
Düşmanlarımın çokluğu, ender dostluklarımın, kalitesini yükseltir.