Aşk dediğin, ne ola?
Bir-kaç yıl önce, telefon yöntemiyle, sohbet ettiğim bir Türk kadını, boşandığını söylemişti.

Ayrıca, yirmibeş yaşındayken, âşık olarak, evlendiğini de vurgulamıştı; evlendiğinde de, hâlâ bâkire olduğuna değinmişti.

Ben ise, hiç çekinmeden, yanıtımı yapıştırmıştım: "Yahu, bir kadın, yirmibeş yaşında, nasıl hâlâ bâkire olur!"

"Ne yaparsın; geleneksel baskılar!" dedi içtenlikle.

"Yirmibeş yaşındaki bir bâkire, bir orangutana bile âşık olabilir," dedim.

Düşünüyorum da, şu sıralar, yirmibeş yaşımda olsam; aynı yaşta bir kadınla tanışsam; ona âşık olsam... Ve onunla evlendiğimi kabul edelim; ve bir mûcize olsa da, onunla, gerdek gecesine kadar, hiç sevişmemiş olsam... Gerdek gecesinde ise, bâkire olduğunu farketsem... Hemen ertesi gün, mahkemeye başvurur, evliliğimizin feshi yönünde, dilekçe verirdim!

Çünkü bir kadın (ya da erkek), yirmibeş yaşındayken, hâlâ bâkir ise, o, hiç kimseyi mutlu edemez; kendisi, zâten sonsuza dek, mutsuz kalacaktır.

Bir bireyin yaşamı, bir evrim sürecidir; her yaşın, kendine özgü, uygulanacak unsurları vardır. İlk cinsellik deneyimlerinizi, en geç onsekiz yaşınızda edinmelisiniz. Çıtayı aşarsanız, bilinçaltınız, allak-bullak olur!

Geçenlerde, bir TV dizisi izlerken, bir mezar taşı görüntülendi; 1986 yılında doğan bir kadın, 2016 yılında ölüyor. Bir bâkire olarak, ölmeden önce de, bir adama âşıktı!

Onunla da kalmıyor! Kadının sergilediği tavırlar, cinsellik yaşamından, memnûn olan bir kadının tavırlarıydı!

Affınıza sığınıyorum... Çüşşş! Pes doğrusu! Otuz yaşındayken, bir bâkire olarak geberiyor!

Kesin olan bir gerçek var; bir bâkir(e), aslâ âşık olamaz! Çünkü bâkir bir insan, hormonlarının dayatmalarına, yenik düşer; ve âşık olduklarını sanır!

Cinsellik olmayınca, aşk olmaz! Aşkın önkoşulu; dokunmalar, koklaşmalar, öpüşmeler ve sürtüşmelerdir...

Çünkü aşkın özü ve kökeni, cinsellik hormonlarına dayanır. Bir kişi, güzel duygular beslediği başka biriyle, en az bir-kaç kez sevişmemişse, ona, âşık olduğunu bilemez!

Aşk, görsellikler yöntemiyle bulunmaz; yâni bir kişi, sırf güzel ya da yakışıklıdır diye, ona âşık olunmaz!

Âşık olmanın özdesi, akıl, mantık ve bilimselliktir; yâni birisine âşık olabileceğinizi, önceden bilebilmelisiniz.

Âşık olmanın, diğer kaçınılmaz özellikleri; karşılıklı sınırsız saygı ve karşılıklı sınırsız güvendir. (Buna göre, kendisine sorgusuz güvenebileceğiniz bir kişiyle, ilişki kurmaksızın bile, sevişilebilir.)

Öyle ki, görsel açıdan, herkesin harcı olamayacak kişilere bile, âşık olabilmelisiniz; muhtâçlıktan değil, mantık yürütmenizden ötürü.

İzniniz olursa, benim, kimlere aslâ âşık olamayacağım konusunda, bir-kaç örnek vereyim...

- Ortadoğulu kadınlar... Aman-aman!
- Pantolon ve kilotlu çorap giyen kadınlar, kendilerine, başkalarını uygun görsünler!
- Büyük doğal memeli kadınlar, muhteşem anne olurlar; ama benim sevgilim olamazlar!
- Koyu tenli (genital bölgeleri koyu olan) kadınlar, kesinlikle, kendilerinden hoşlanan erkekler bulabilirler; ben, o erkeklerden biri değilim!
- Piyersingli ve dövmeli kadınlara yönelen erkekler, kesinlikle vardır; ben, onlardan değilim!
- Kalça-meme sergileyen kadınlar, belki hoş gözükebilirler, ama benim gözümde, öyle değiller!
- Abartılı makyaj yapan kadınların, yerin dibine kadar, yolları var!
- Ayakkabı topukları, kendi boylarından bile, yüksek olan kadınlar, en yakın genelevde, iş bulabilirler!
- Genel görgü kurallarına uymayan ve konuşmasını bilmeyen kadınlar... Kaybolsunlar!
- Etek tıraşı yapan kadınlar... İğrenç sübyâncılar!
- Parfüm deyince... İğrenç! Bir kadın, salgılayabileceği feromona, bu kadar az mı güvenir?!
- Kendisine, sonsuz saygı ve güven duymadığım ve bana da, aynı özelliklerle yaklaşamayan kadınlar, benden uzak dursun!

Bu saydıklarım, reddettiğim kadın tiplerinin, yalnızca küçük bir kısmı. Ve tüm bu kadınları, neden kabul etmediğimle ilgili, bilimsel, mantıksal ve akılsal açıklamalarım vardır.

Bir kadının, güzel kıvrımları var diye, o, benim gözümde, kabul edilebilecek biri olamaz!

Son yirmibeş yılda, 'benim kadınım' olan kadınlar, o derece 'kadın' idiler ki, kendileriyle sevişirken, bir kerecik bile boşalmama, olanak vermeyenler bile olmuştur. (Düşünsenize; saatlerce aralıksız seviş; ve bir kerecik bile boşalma!) Bu da demek oluyor ki, son dönemde, neredeyse sürekli, doğru sevgililer bulmuşumdur.

Diyeceğim, odur ki; iki insan, ancak sevişirlerse, âşık olduklarını anlayabilirler. Bunun için ise, bireysel kriterler önemlidir.

Bir kadın, sırf dişil olduğu için, kadın sayılmaz; bir erkek ise, sırf eril olduğu için, erkek sayılmaz.

Buna göre; cinsellik ile, geç tanışmamalıyız.

Buna göre; aşk, bir-kaç görüşmeyle ya da görsel özellikler yöntemiyle bulunmaz.

Seksin olmadığı yerde, aşk olmaz; bâkir kişiler, âşık olamazlar; onlar, ancak yanılabilirler!

Yeniden soralım: Aşk nedir?

Bir: Aşk, aklın, mantığın ve bilimselliğin sürüklediği konumdur.

İki: Aşk, karşılıklı sınırsız saygı ve sınırsız güvenin birleştiği noktadır.

Bu arada, başka bir soru doğuyor: Sözkonusu, 'aşk' olunca, 'güzellik' kavramı, dervredışı mı bırakılıyor?

Güzellik, değişik biçimlerde yerbuluyor; bunlar; karizma, aura ve algılamadır.

Bir kişi, sergilediği tavırlarıyla, karşısındakini etkiliyorsa, etkilenen kişi, karşısındaki kişiye özgü, feromonlar salgılar; böylece iki kişi, bir-birlerinin dengi olduklarını farkederler.

Sevenler ve sevilenler, hep güzeldir.

Neredeyse unutuyordum...

Her şey, dengi-dengine!

Kültürel açıdan ve eğitim bakımından, uçuk farklılıklar olmamalıdır; o durumda da, aşktan sözedilmez.

İki insan, karşılıklı olarak, her konuda, sözel anlaşabilmelidir.

Bilgi ve sözcük dağarcıkları, bir-birleriyle örtüşmelidir; gelir farklılıkları, uçurumlar oluşturmamalıdır.


Târih: 29.10.2016 | Tıklama: 41 | Bölüm: Sağlık ve Cinsellik



Bu bölümdeki tüm eklentilerim
- Florür: Boyuneğerligimizin nedeni! (17.04.2017)
- Kimi cilt hastalıkları üzerine (23.03.2017)
- Aşk dediğin, ne ola?   (29.10.2016)
- Porno filmi izlemek, sakıncalıdır!   (14.10.2016)
- Tıkanma sorununuz mu var?   (19.04.2016)
- Meryem florasyonu   (28.04.2013)
- Apandisin önemi   (17.03.2013)
- Defne Joy Foster, neden öldü?   (04.02.2011)
- Erdişinin, cinsiyeti saptanamamış!   (16.03.2010)
- Sevgili Dr. Cenk Kiper!   (10.03.2010)
- Doktor mu, hekim mi?   (14.02.2010)
- H1N1 gribine karşı önlemlerim   (08.12.2009)




Öngörülen yazılarım
Ötenaziyi yasaklamaktaki mantık
"İnsan onurunu korumak" iddiasını öne sürerek, ötenazi yasalarının çıkarılması zorlaştırılıyor. Bu tür yasaların düzenlemesini yapanlar hiç bir zaman ölüme özlem duyacak kadar hastalık geçirdiler mi?
 
 
2005 © Erol Sürül | erol-surul(at)alazli(dot)net
Ağbağımın, tüm hakları saklıdır.   |   Bu ağbağ, www.alazli.net olanaklarıyyla sağlanmıştır.
Impressum | Copyright | Telif   |   Ağbağ Yönelgesi
Güldürü  |  Ağ bağlantıları  |  Sözlüğüm
Düşmanlarımın çokluğu, ender dostluklarımın, kalitesini yükseltir.