Ölüleri yakmanın nedeni

İsterseniz önce konunun güldürücü yönüne bakalım. Çocukluğumda, köyde ve Anadolu şehirlerinde yaşarken, çevremdeki kişiler anlatırdı: "Hristiyanlar ölülerinin cesetlerini yakıyorlar."

Burada da kalmıyorduk. Üzerine ekliyorduk: "Cehennem korkusundan, cesetlerini yakıyorlar. Habuki bilmezler mi ki, bedeni yakmayla cehennem azabından kurtulamazlar." Bu sefer de Hristiyanlar'ın ne kadar cahil ve aptal olduğunu iddia ederek, onların haline gülerdik.

Ben çocukluğumdan örneklerle konuyu açtım. Ama işin vahim yanı, Müslüman toplumların çoğunluğunun bu tür düşünceleri paylaşmasıdır.

Merhûm Jupp Derwal öldüğünde cesedi yakılarak defnedildi. Bizim nümûne âbidesi medyamız bakalım nasıl haber yaptı: "Katolik geleneği gereğince, Derwal'ın cesedi yakıldıktan sonra gömüldü." Görüyorsunuz ki, bu tür uyduruk bilgiler yalnyzca eğitimsiz halk arasında güdülmüyor. Kendisini aydın sanan ve hatta eğitimle görevlendirililmiş kişiler bile bu derece bilgisiz.

Güney ve Doğu Asya'da yayılmış bazı dinî felsefelere göre, insanın cesedi yakılırsa, daha uygun olur. Bunun nedenlerini, Konfuçyus gibi ünlü bilgeler, çeşitli açılardan açıkladılar.

Oysa İbrahimî din olarak bilinen felsefelerde, isanlar öldükleri gibi toprağa verilmeli. İster Müslüman, ister Yahudî, ister Hristiyan olsun, kişinin bedeni öldüğü esnada nasıl ise, aynı o şekilde gömülmeli. İnsanlar bir savaşta veya kazada ölmüşlerse, olayın getirdiği aynı kalıntılarla gömülebilir. Ama her nedense, insan bedeni gömülmeden önce temizlenmeli.

İşin ilginç yanı da burada başlıyor. Günümüzde doğal kabul edilen otopsi ve vücudu zedeleyen benzeri eylemler yasaktır; günahtır. Bundan yola çıkarsak, organ bağışı da aynı şekilde günahtır. Ama bu günah ölüye değil, otopsiye ve organ bağışına karar veren kişiye geçer. Eğer kişi ölmeden önce buna karar verirse, bu günah onundur.

İbrahimî dinlerde ruh kavramı vardır. Ruh nesnel değildir. Nesnel olmayan bir unsuru yakmak olanaksızdır. Yani bizim sözde Müslümanlar'ın Hristiyanlar'a ve diğer milletlere alaylı bakışı, o kişilerin eğitiminin ve din bilgisinin belgesi ve delilidir.

Ortada inkâr edilmeyecek bir gerçek var: Bir ülkenin ekonomisi ne kadar yükselirse, ölü yakma oranları da o derece yükselecektir. Tabii ki bazı ülkelerde ceset yakma geleneği, vicdanen ve dinen bir gereksinimdir. Bunlar istisna.

Resmi istatistiklerdeki ilk sıraları alan ülkelerde ceset yakmak doğal karşılanır.

Gelişmişlik demek, mevcut parayı pazara sürmek demektir. Yani her tür hizmetin karşılığında para talep etmektir.

Örneğin Almanya'da mezarlıklar belediyelere aittir. Belediyeler kendi anlayışlarına göre mezarlık yasaları oluşturur. Bu yasalarda, mezarlıklar bir ticarî alan olarak algılanır. Ne kadar para ödersen, o kadar hizmet alırsın.

Almanya ortalamasında bir mezar yirmi yıllığına "kiralanır". Kiralar da oldukça yüksektir. Bir mezara isterseniz tek bir ölü koyun, isterseniz bir çok ölü koyun. Ölü saysı yükseldikçe, toplam ücret de biraz daha yükseliyor. Tam bir cesetin kapsadığı alan epeyce büyük olduğu için, ölüyü yakarak, bu mezara külleri gömmek daha ekonomiktir

Ayrıca Almanya'da kişilerin, ölülerini kendileri defnetmesi yasaktır. Defin işleminin yapılması için, bir "usta definci"si olan bir şirketi görevlendirmek gerekiyor. Bu şirket de tabii ki ekonomik kurallara göre çalışması lâzım. Tam bir cesedi gömmek, kül ölüyü gömmeye oranla çok daha pahalıdır.

Ayrıca din görevlisi de resmî bir kişi olması lazım. O da ücretini resmî bir şekilde alabilir. Yani Türkiye'deki hocalar gibi, "Allah razı olsun!" diyerek, vergisi ödenmeyecek parayı cebe atmak, Almanya'da düşünülemez. Bu ahlâksızlıktır, vicdansızlıktır. Hatta dolandırıcılık ve sahtekârlıktır. Din görevliler, şahsi çıkarı için para almaz. Ödenen ücret, ilgili din oluşumuna (kilise, cami, sinagog vs) gider. Din adamı harçlık veya haraç almaz. Hem vergi sorumluluğu açısından, hem vicdanen tamamen temizdir.

Durum burada kalmıyor. Almanya'da "mezar bakımı" yasal zorunluluktur. Bakımsız mezarların sahipleri cezalandırılıyor. Pek az aile kendi mezarının bakımını kendisi yapar. Bu, aslında gerçek sorumluluk duygusundan kaynaklanıyor. Çünkü aileler yıllarını önceden planlarlar. Örneğin izine gittiklerinde, mezarın bakımı devam etmesi lazım. İşte bunun için bu işi, bir mezar bakımı şirketine verirler. Bu şirketler ayda 25 ila 60 Avro öcret alıyor.

Görüldüğü gibi, cesedi yakarak defnetmek ile tam ceset defnetmek arasında maddî bir uçurum var. Buraya eklemekte yarar var: Almanya'daki sisteme göre, hiç kimse diğer kişilere muhtaç kalmaz. "Acaba tabutu kim taşıyacak?" türünden sorular gereksizdir. Bu işi, görevli şirket yapar.

Ölüsünü gömemeyen ailelerin defin öcretlerini belediyelerin sosyal vakfı öder. Yani fakir kişiler bile ölülerine onurlu bir defin işlemi yapar.

Ama konumuz "ceset yakmak".

Sevgili dostlarım, öldüğünü sandığınz ve defnettiğiniz kişi, gerçekten öldü mü? Bundan ne derece eminsiniz?

Günümüzde bile, bir çok insan öldüğü sanılarak gömülmüştür. Bu gerçek, istisna değil. İnanabileceğinizden çok daha fazla gerçekleşiyor.

Peki bunlar hata mıdır? Bu durumlarda hekimleri suçlayabilir miyiz? Hayır, suçlayamayız. Hekimler de insandır. Onlar elinden gelenin en fazlasını yapmaya kararlıdırlar.

Bugün tıp o kadar ilerledi ki, elli yıl önce bilim-kurgu yazarları bile bu duruma geleceğini asla tahmin edemezlerdi. Bilimin tıbba katkıları hayallerle bile karşılaştırılamaz.

Ama yine de ölü sanılan sayısız insan gömülüyor. Bu insanların büyük bir bölümü mezarda ayılıyor. Siz kendinizi, mezarda ayılan bir insanın yerine koyun. Bir düşünün! İyi düşünün! Siz bu durumda, yakılarak gömülmeyi mi tercih edersiniz, yoksa tam beden gömülmeyi mi yeğlersiniz?

İsterseniz zamanı geriye çevirelim. Bilimin daha cahil olduğu yüzyıllarda ve binyıllarda, kaç kişi ölmeden gömüldü? Düşünmek bile istemiyorum!

Ben yakılarak gömülmeyi tercih ediyorum. Ama bunun tek nedenleri, yukarıda saydığım noktalar değildir.

Başka bir nokta ise "dönüşüm"dür.

İnsan bedeni biyolojik bir mekanizmadır. Yani toprakta bulunan besin atomlarının beslenme yoluyla vücuda intikal edilmiş şeklidir. Yeryüzündeki insanların sayısı ne kadar çoğalırsa, topraktaki verimlilik parçacıklarının oranı o kadar azalıyor.

Yeni canlı nesillerinin hayatlarının devam etmesi için, tükettiğimiz besin maddecikleri gerisin geri toprağa verilmesi lazım. Kaba bir tabir kullanmak gerekirse, ölü vücutlarımızı gübre olarak toprağa vermemiz gerekiyor. Ancak bu şekilde hayat devam edebilir.

Oysa, insanların bedenini, bir daha kulanmamak şartıyla bir yere gödüğümüz zaman, toprağı o bedendeki besin parçacıklarından yoksun bırakırız.

Böylece sonraki nesillerin hayatta kalmalarını kısıtlarız. Ve hatta yokederiz.

Tabii ki mezarlıktaki cesetler cürüdükçe, bu parçacıkların bir bölümü, yeraltı hayvcancıkları ve buharlaşma yöntemiyle yeniden başka bölgelerde toprağa geri dönüyor. Ama bu olanak ne yazık ki önemsenemeyecek kadar azdır.

Yani ölen insanların cesetlerini gömünce, dönüşümü engelliyoruz. Dolaylı yollardan dünyanın sonunu hazırlıyoruz.

Devam edelim.

Son olarak ne zaman bir mezarlığa gittiniz? İtiraf edeyim ki, ben pek vefakâr değilim. En iyi arkadaşımın mezarını son olarak 4.5 yıl önce gördüm. Ama zaten mezarlıkları gereksiz bulurum.

Mezarlıkların boyutları hakkında kafa yordunuz mu? Değinmek istediğim mesele "alan". Yani yüzölçümü.

En cimri şekilde tasarlanmış bir mezarlığı düşünün. Yani mezarlar birbirine sıkışmış. Mezarlara ulaşmak için patika yol bile yok. Bir de en lüks tasarlanmış bir mezarlık düşünün.

Göreceksiniz ki, en cimri mezarlıkta bile, bir mezar 5 metrekare alan kapsıyor. Tabii ki yalnyzca mezarın kendisi değil. Mezara ulaşmak için yapılan yollar. Dinlenmek için yapılan yeşil alanlar. Şadırvanlar, ibadethaneler... Mezar işçilerinin kulanımına elverişli geçişler... vs!

Türkiye'nin nüfusu şu anda yaklaşık 73 milyon. Yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları ve Türk asıllı insanlar.... derken, rakam 80 milyona varıyor. Bu 80 milyon insan, ortalama olarak en geç 70 yıl sonra hepsi ölmüş olacak.

80 kere 5, eder size 400,000,000 metrekare. Tekrar okuyun! 400,000,000! Dört yüz milyon metrekare!

Ama 70 yıl sonra ülkenin nüfusu 140 milyon olacak. Günümüzden 140 yıl sonra 700,000,000 metrekare daha mezarlık alan gerekecek.

Ama geriye dönelim.

Müsade edin de, tam hesabını ben size sunmayayım. Türkiye'nin toplam yüzölçümünü düşünün.

Toplam topraktan 400,000,000 metrekare alanı çıkın. Geriye ne kalıyor?

Geriye tarım için pek alan kalmıyor. Şehirleşme için yer kalmıyor. Gereken yeşil alan için yer kalmıyor. Evcil hayvanlar için yer kalmıyor. En önemlisi: Hayatın varolması için şart olan yabani hayvanların yaşayabileceği ormanlar ve kırlar kalmıyor.

Boş alanlar ve ormanlar azaldıkça, yağan yağmurun yeraltına sızması güçleşecek. Ve olanaksızlaşacak. Artık yağmur yağmayacak. İçme suyu olmayacak.

Mezarlıklarla berâber insanlar da aynı hızla çoğaldığı için, mevcut toprak, insanların istilasına uğrayacak.

Ülke tam bir çöl olacak!

Ya dünya? Dünyadaki insanların çoğunluğu Türkiye halkı gibi düşündüğü için, tüm dünya çölleşecek.

Nufus ve gereksinimler çoğalırken, Dünya'nın boyutunda değişiklik olmayacak.

Ölüleri tam beden gömmeye devam edin. Ondan sonra da insanları ve çevreyi sevdiğinizi iddia edin. Tabii ki yerlerse!


Târih: 20.10.2009 | Tıklama: {views} | Bölüm: Bilinçbilim, Toplumbilim ve Toplumsal Evrilim



Bu bölümdeki tüm eklentilerim
- Bir kadının değeri, bedeniyle mi sınırlıdır? (23.09.2017)
- Umudumu yitirmedim! (17.06.2017)
- Büyüğe saygı mı? (28.03.2017)
- Bize, lâyık mıdırlar? (07.04.2017)
- Kadınlar, hâlâ erkeklerin kölesidir! (12.03.2017)
- Karar: Türk ulusu, topluca, us sağlıgını yitirmiştir! (10.02.2017)
- Toplumlararası algılama farklılıkları (08.01.2017)
- Beşiğinin, nerede durduğunu, unutma aslâ!   (25.12.2016)
- Karaca Türkler   (08.11.2016)
- Çapkınlar ve kaltaklar!   (31.10.2016)
- Yalnızca erkekler aldatırmış!   (26.10.2016)
- Başımız sağolsun; asâleti kaybettik!   (27.09.2016)
- Parfüm: En gereksiz buluş!   (17.03.2016)
- Günümüzdeki insanların, güzellik algılamaları   (06.11.2015)
- Çocuklarınızdan, özür dilediniz mi?   (14.08.2013)
- Sözde ahlâksız kavramlara, dahâ ahlâksız karşılıklar!   (31.03.2013)
- Erkeklerin saçları, neden kısadır?   (19.10.2012)
- Evlilik nedir? Düğün nedir?   (28.12.2011)
- Helâaal! Urfa'da, ibneliğe teşvik geliyor!   (05.02.2011)
- "Kız istemek", insanlık suçudur.   (31.12.2009)
- Kimdir o beni eleştiren!   (21.12.2009)
- Ölüleri yakmanın nedeni   (20.10.2009)
- Homoseksüel mi, değil mi?   (01.01.2008)

Content Management Powered by CuteNews


Öngörülen yazılarım
Ezgin bir kadının ahmakça dayatmaları!
Ezgin kadınların, belirgin erkillliği bilinçsizce yüceltmesi!
Erkekler neden etek giymez?
Etekler, kadınların yaşamını bazı durumlarda kolaylaştırır. Bazılarında da zorluklar doğurur. Peki erkekler neden etek giymez?
Türkiye'de üstün ahlâk!
Ahlâksızlık Türkiye'de neden üstün ahlâk olarak algılanıyor? Yasaların bundaki etkileri nelerdir?
Eş, karı, koca
İçinde bulunduğumuz siyasi durum, insanları yalancı, yalaka ve oportünist olmaya zorluyor. Eskilerde onur abidesi olan kavramlar günümüzde suç olarak görülüyor. Bir erkeğin karısı onun eşi midir? Bir kadının kocası onun eşi midir?
Evrim, evrilim ve evrimleşme
Evrim kuramını kavrayamayan kafaların safsatası: "Evrimcilerin iddiasına göre, insanlar maymunlardan evrimleşmiştir." Görüyorsunuz ki, her insanın beyni yeterince "evrilmemiştir"! İnsanların "maymunlardan" "evrimleştiğini" iddia edenler kesinlikle bir bilinçbilimciye başvurmalı. Zira tek bir evrimci bile böyle deli saçması bir iddiada bulunmadı.
 
 
2005 © Erol Sürül | erol-surul(at)alazli(dot)net
Ağbağımın, tüm hakları saklıdır.   |   Bu ağbağ, www.alazli.net olanaklarıyyla sağlanmıştır.
Impressum | Copyright | Telif   |   Ağbağ Yönelgesi
Güldürü  |  Ağ bağlantıları  |  Sözlüğüm
Düşmanlarımın çokluğu, ender dostluklarımın, kalitesini yükseltir.