Evlilik nedir? Düğün nedir?

Hâlâ öyle midir; bilemeyeceğim; bizim köyde ve çevre köylerde, benim çocukluğuma kadar süregelen, bir gelenek vardı.

Düğünlerde, evlenen çiftler, en güzel giysilere büründürülürdü.

Gelin, bir atın üzerine bindirilirdi; dâmât, yuları tutardı. Dâmât önde, at arkada ve düğün ahâlisi de, onların ardında ya da çevrelerinde, tarlalarda, kısa bir tur atılırdı. Bununla, geline verilen ileti: "Sen, bahçe ve tarla işlerinden sorumlusun!"

Sonra atla birlikte, ahıra girilir. Ahır kapısı, elverişsiz ise, attan inilir ve yaya olarak, ahıra girilir. Burada, geline verilen ileti: "Sen, hayvanların, her tür bakımından yükümlüsün."

Sonra pandiserlerden, yukarıya, evin yaşam otağına çıkılır. Burda, gelin öndedir. Geline verilen ileti: "Sen, her tür ev işlerinden sorumlusun."

Peki dâmâda, hangi mesaj verilir? "Sen, karının efendisisin; ve onun yaptığı her işin, denetleyicisin."

***

Klaus Kinski, "Ich bin so wild nach deinem Erdbeermund" başlıklı otobiyografik romanında, bir çingene düğününü aktarıyor.

Gelin ve dâmât, en güzel giysilerle, göz kamaştırıyor.

Gelinin annesi, gelini, bir masaya götürüyor. Onu, pek de nâzik olmayan bir tavırla, sırt üstü, masanın üstüne yatırıyor.

Yine ânî bir hamleyle, gelinin eteğini kaldırıyor ve eteği, gelinin göbeğinin üzerine bırakıyor.

Artık gelin, ayaklarından göbeğine kadar çırılçıplaktır!

Kimi dâvetliler, masanın çevresinde, sıraya giriyor ve sırayla, gelinin bacakarasını denetliyorlar. Anne, zâten gelinin genital bölgesi kıllarını, iki yana ayırdığı için, gelinin vajinası, bütünüyle görünüyor.

Öyle ki, gelinin, neredeyse râhim ağzı görünecek!

Denetleme bittikten sonra, anne, elbisesinin sağ kolunu, dirseğine kadar sıvazlıyor; elini, havaya kaldırarak, bir sağa, bir de sola çeviriyor. Bunda amaç, elinde, hiç bir şeyin olmadığını belirtmektir. Yâni herhangi bir hile, sözkonusu olamazdı.

Tüm dâvetliler, annenin elinin, boş ve tertemiz olduğunu onayladıktan sonra, anne, gelinin, yâni öz kızının bacaklarını, yine aynı duyarsızlıkla, biraz daha geriyor!

Sonra çevresine gülümsüyor.

Çıplak elini, ânî bir hamle ile, kızının vajinasına gömüyor!

Kızcağız, dayanılmaz acıyla, öyle bir çığlık atıyor ki, dağlar-taşlar yankılanıyor!

Anne, yine ânî bir hamleyle, elini, kızının vajinasından çıkarıyor; havaya kaldırıyor ve kanlar içindeki elini, dâvetlilere gösteriyor.

Kızcağız, acılar içinde kıvranırken, dâvetliler, mutluluktan, dörtköşe oluyor! Hepsinin yüzünde, inanılmaz bir mutluluk gülümseyişi var!

Neymiş? Satılan mal, sapasağlammış! Dahâ önce, hiç kullanılmamışmış! Yeni sâhipleri, tepe-tepe kullanabilirmiş!

***

Bunun gibi, milyonlarca örnek verebilirim. Dünyânın, her köşesinde ve tüm çağlarda, buna benzer evlilik ve düğün gelenekleri vardı.

Ve bu vahşet olaylarının çoğunluğu, 21. yüzyılda bile, hâlâ uygulanıyor!

Hepsinde, iletilmek istenen gerçek: Kadınlar erkeklerin malı ve kölesidir!

***

Günümüzde, 'gelinlik' diye bir kavram var. Duymuşsunuzdur, değil mi?

Peki beyaz gelinlik nedir? Neyi temsil eder?

Eminim ki, 'gelinlik' deyince, hepinizin aklına 'beyaz' gelir. Neden beyaz?

Arabesk kültürü, bize, 'temiz aşk' kavramını dayattı. Bir toplumda, size, "Temiz aşk nedir?" diye sorsam, binbir dereden, su getirerek, zırvalarsınız. Ama aslında 'temiz aşk'ın, ne anlama geldiğini, hepimiz biliyoruz.

Bir 'mal' olan kadının, 'bacakarası' hiç kullanılmamış ise, bu, 'temiz aşk'ın temelidir.

Kullanılmış malın, değeri de sıfırdır! İşin içinde, 'patlak mal' olunca, 'temiz aşk', aslâ sözkonusu olamaz!

Gelinliğin beyaz rengi, saflığı ve temizliği temsil eder; yâni 'kullanılmamşlığı'!

Beyaz gelinlik, ilk kez M.S. dördüncü yüzyılda, târihte yerini aldı. Nedeni de, Katolik kilisesidir.

Avrupa toplumlarında, yüzyıllar boyu, kilise evliliği, tek geçerli evlilik olarak kabul gördü.

Tüm İbrâhimî dinlerde olduğu gibi, Katolikler'de de, erkekler, her haltı yiyebilir, ama kadınlar, evlendiği güne kadar, 'dokunulmamış' kalmak yükmündeler!

Bir çiftin evlenmesine, onay vermeden önce, gelin adayı, tam bir denetimden geçirilirdi. Her şeyden önce, bacakarasının, 'dokunulmamışlığı' denetlenirdi.

Eğer gelin adayının, kızlık zarı sapasağlam ise, o çiftin evlenmesine, onay verilir.

Böylece gelin adayı, 'beyaz gelinlik' giymeye, hak kazanırdi.

Bu denetlemeyi, genellikle râhibeler üstlenirdi. Ayrıcalıklarda, râhibe ve papazlar da yapabiliyor.

Belki inanamayacaksınız: tüm Avrupa ülkelerinde, bu vahşî uygulamayı, son kaldıran kilise, Almanya Katolik Kilisesi oldu.

Ne zaman? 1980'li yılların başında.

Amaç: Müşteriler azalmasın! Yâni Hristiyanlar'ın sayısı azalmasın!

Not: Bir gelin adayı olarak, 'beyaz gelinlik' giyerseniz, Hristiyan olduğunuzu, ilân etmiş olursunuz.

***

Evlilik ve düğün anlayışı, bugünkü alışkanlığına varana kadar, en az 60,000 yıllık bir evrilim geçirdi.

***

Yıl: M.Ö. 60,000...

İlk insanların, tasvip edemeyeceğimiz derecede bir yaşam tarzı vardı. Konuşma yetenekleri yoktu. Tek iletişim biçimi, obuk sesler çıkarmaktı.

En etkin olanak da, kaba güç idi. Kaba güç, yalnızca avlanmak için uygulanmazdı. Karşısındakini tanımayan insan, ona karşı, kaba güç yöntemiyle, kendini tanıtırdı.

Kadınlar, insanlığın 'güçsüz halkası' olarak, tümüyle savunmasızdı. İsteyen erkek, istediği kadını 'kullanabiliyordu'.

Kadınları hırpalamak, dövmek, yaralamak ve hatta öldürmek, tümüyle doğal görülürdü.

Bu tür gelişmeler, doğanın yasası idi.

***

Yıl: M.Ö. 50,000...

Artık insanlar, epeyce bir evre geçirmişti. Az ya da çok, konuşma yetenekleri oluştu. Kaslarına, dahâ iyi egemen olabiliyorlardı.

Artık 'efendiler ve köleler' dönemi, tam anlamıyla başlamıştı. Bedenen, daha güçlü olanlar, zayıf gördükleri herkesi, istediği gibi kullanıyor ve istediği gibi, kendine hizmet ettiriyordu.

Hem erkekler, hem de kadınlar, 10,000 yıl öncesine oranla, çok dahâ alımlıydılar.

Hele bir kadın... erkekleri, aykırı etkileyecek güzellikteyse... bu, onun için, 'çok ağır bir tâlihsizlik idi; çünkü onu, 'kullanmak' isteyen erkeklerin saısı da, önun güzelliği ile orantılıydı.

***

Bu, böyle süregitsin...

Günün birinde, kalın kaslı, iriyarı, dev bir adam, yanında bir kadını sürükler ve çevresindekilere kükrer:

"Dinleyin, ulan! Bu avrat, bundan sonra benim malımdır! Onu, yalnızca ben kullanabilirim! Ona dokunanın kafasıny, tokmağımla, paramparça ederim! Bu, böyle bilinsin! Anlaşıldı mı, lan!

***

Daha sonraları...

O iriyarı dev adam, örnek oluşturmuştutu. Artık güçlü erkekler, bir ya da bir-kaç kadını, 'kendi malı' ilân etmeye başlamışlardı.

***

Yüzyıllar ve binyıllar bir-birini kovaladı...

Erkekler, kadın değiş-dokuşuna başladı.

Günümüzde, "aile" olarak bildiğimiz, küçük topluluklar oluşmaya başladı. Bireyler, bir-birlerini koruyup-kollamayı öğrendi.

Ama kadınların, mal olarak görülmesi sürdürüldü. Hem de, dahâ da bir şiddetle!

Âileler, bir-birlerine, 'mal satmayı' öğrendi.

***

Binyıllar sonra...

Artık insanlar, gereksinimlerine göre, kavramlar oluşturmayı öğrendiler. Bir-birleriyle, karşılıklı uyguladıkları 'mal alış-verişi'ne, artık 'evlilik' diyorlardı.

Böylece, dünyânın ilk siyâset ve hukûk kavramı oluşmuş oldu.

Günümüzün siyasetçileri, nasıl 'sözcük oyunları yaparak', vahşeti övüyorlarsa, o zamânların insanları da, bu mal alış-verşini, övünülecek bir halt imiş gibi göstermişlerdi.

Ve tam anlamıyla, fûhuş resmîleştirilmişti!

***

2000'li yılların başıydı. Evli bir bayan arkadaşım, yine evli bir erkek arkadaşım ve ben, sohbet ediyorduk.

Bir ara ben, "Evlilik, fuhuştur!" dedim.

Erkek arkadaşımız şaşırdı: "O, ne biçim söz öyle!"

Bayan arkadaş, "Erol haklı," dedi. "Evlilik, gerçekten güzel bir şeymiş gibi, algılanan fûhuştur. Bu fûhuşu, kimi insanlar, yalnızlıktan korktuğu için gerçekleştiriyor. Kimileri de, çevresel baskılarla uyguluyor. Konuya, hangi açıdan bakarsak-bakalım, sonuç: Evlilik fuhuştur! İnsanlar, bir hiç pahâsına satılıyorlar! Ama her şeyden önce: Bu fuhuşun kurbanları, bilâkis kadınlardır."

Sobetimizin, ileri devrelşerinde, bir sav dahâ ortaya attım. "Evlilik, tam anlamıyla fûhuştur. Ne yazık ki, günümüzde bile, bedenen zayıf oldukları için, kadınlar, 'fâhişe' görevini uyguluyorlar."

Kısa bir tartışmadan sonra, üçümüz de, ortak sonuca vardık: Evlilik bir fuhuştur! Ve bu fuhuşta, genellikle kadınlar, 'mal niteliğinde' satılırlar.

***

Sonuç:

Evlilik, kadınların, mal olduğunu onaylayan kurumdur. Bu kurumda, mal sâhibi, hep erkektir.

Düğün de, bu malların, sâhiplerini kayıtlara geçiren, halka açık bildirgedir.

Ayrıca hem evlilik, hem de düğün, bambaşka bir sapıklığı temsil ediyor:

İnsanlara, duyuru yapılır: "Ey ahâli! Bu iki insan, bugünden sonra bir-birleriyle, resmî olarak 'düdükleşecek'. Onların düdükleştiğini düşünürken, zevkten, dörtköşe olabilirsiniz!"


Târih: 28.12.2011 | Tıklama: 257 | Bölüm: Bilinçbilim, Toplumbilim ve Toplumsal Evrilim



Bu bölümdeki tüm eklentilerim
- Bir kadının değeri, bedeniyle mi sınırlıdır? (23.09.2017)
- Umudumu yitirmedim! (17.06.2017)
- Büyüğe saygı mı? (28.03.2017)
- Bize, lâyık mıdırlar? (07.04.2017)
- Kadınlar, hâlâ erkeklerin kölesidir! (12.03.2017)
- Karar: Türk ulusu, topluca, us sağlıgını yitirmiştir! (10.02.2017)
- Toplumlararası algılama farklılıkları (08.01.2017)
- Beşiğinin, nerede durduğunu, unutma aslâ!   (25.12.2016)
- Karaca Türkler   (08.11.2016)
- Çapkınlar ve kaltaklar!   (31.10.2016)
- Yalnızca erkekler aldatırmış!   (26.10.2016)
- Başımız sağolsun; asâleti kaybettik!   (27.09.2016)
- Parfüm: En gereksiz buluş!   (17.03.2016)
- Günümüzdeki insanların, güzellik algılamaları   (06.11.2015)
- Çocuklarınızdan, özür dilediniz mi?   (14.08.2013)
- Sözde ahlâksız kavramlara, dahâ ahlâksız karşılıklar!   (31.03.2013)
- Erkeklerin saçları, neden kısadır?   (19.10.2012)
- Evlilik nedir? Düğün nedir?   (28.12.2011)
- Helâaal! Urfa'da, ibneliğe teşvik geliyor!   (05.02.2011)
- "Kız istemek", insanlık suçudur.   (31.12.2009)
- Kimdir o beni eleştiren!   (21.12.2009)
- Ölüleri yakmanın nedeni   (20.10.2009)
- Homoseksüel mi, değil mi?   (01.01.2008)



Öngörülen yazılarım
Ezgin bir kadının ahmakça dayatmaları!
Ezgin kadınların, belirgin erkillliği bilinçsizce yüceltmesi!
Erkekler neden etek giymez?
Etekler, kadınların yaşamını bazı durumlarda kolaylaştırır. Bazılarında da zorluklar doğurur. Peki erkekler neden etek giymez?
Türkiye'de üstün ahlâk!
Ahlâksızlık Türkiye'de neden üstün ahlâk olarak algılanıyor? Yasaların bundaki etkileri nelerdir?
Eş, karı, koca
İçinde bulunduğumuz siyasi durum, insanları yalancı, yalaka ve oportünist olmaya zorluyor. Eskilerde onur abidesi olan kavramlar günümüzde suç olarak görülüyor. Bir erkeğin karısı onun eşi midir? Bir kadının kocası onun eşi midir?
Evrim, evrilim ve evrimleşme
Evrim kuramını kavrayamayan kafaların safsatası: "Evrimcilerin iddiasına göre, insanlar maymunlardan evrimleşmiştir." Görüyorsunuz ki, her insanın beyni yeterince "evrilmemiştir"! İnsanların "maymunlardan" "evrimleştiğini" iddia edenler kesinlikle bir bilinçbilimciye başvurmalı. Zira tek bir evrimci bile böyle deli saçması bir iddiada bulunmadı.
 
 
2005 © Erol Sürül | erol-surul(at)alazli(dot)net
Ağbağımın, tüm hakları saklıdır.   |   Bu ağbağ, www.alazli.net olanaklarıyyla sağlanmıştır.
Impressum | Copyright | Telif   |   Ağbağ Yönelgesi
Güldürü  |  Ağ bağlantıları  |  Sözlüğüm
Düşmanlarımın çokluğu, ender dostluklarımın, kalitesini yükseltir.